Bir tıp
doktoru olan Murat Toktamışoğlu'nun yazdığı ve Media Cat yayınları
arasında çıkan "Kot Pantolonlu Yönetici" adlı kitap, yeni liderlerin
arandığı bir dönemde okuyucuya ilginç gözlem ve sentezler sunuyor.
Yazar, "kot pantolon" kavramıyla yöneticilikte duyguları ve ruhu öne
çıkarıyor. Liderlikte "akıl/ruh" dengesinin önemini vurguluyor.
Kitabın ilginç yerlerinden biri de "Türk tipi yönetici"nin
portresinin çıkarıldığı bölüm.
"Kot Pantolonlu Yönetti" kitabında "Hiç
düşündünüz mü, nasıl bir toplumuz?" diye soruyor ve çoğu zaman
olduğumuz gibi görünmek yerine, olmak istediğimiz gibi göründüğümüzü
belirtiyor. "Bunun nedeni özgüven eksikliğimizdir. Çoğu zaman
yetersizliklerimizi saklamaya, tartışmamaya ve üstünü örtmeye
çalışırız. Toplum olarak sanki kendimizden kaçıyoruz" diyen yazar,
bu yaklaşımın yöneticilikte de çok yaygın olduğuna dikkat çekiyor.
Yazarın "Türk tipi yönetici"de gördüğü olumsuz yanlar ise şunlar:
YENİLİGİ
SEVMİYORUZ
■ Hızlı başlayıp daha sonra işi yavaşlatma eğilimindeyiz.
■ Statükocuyuz, yeniliğe dirençliyiz. Değişimi sevmiyor, çekiniyor
hatta korkuyoruz.
■ Amaç ve hedeflerimiz net değil, ya da yok.
ELEŞTİRİ Mİ, ASLA
■ Eleştirilmeyi hiç sevmiyor, fakat sık sık olumsuz şekilde
yapıyoruz.
■ Kısa vadeli çözüm ve yaklaşımları tercih ediyor, bu uygulama ile
uzun vadeli daha büyük sorunlar yaratıyoruz.
TEORİ DEDİĞİN NE?
■ Teorik düşünmeyi sevmiyor, teoriden yola çıkmayan pratik
yaklaşımlarla işin kolayına kaçıyoruz.
■ Uzmanlıktan çok, çevredekilere göre karar alıyoruz.
■ Merkeziyetçi ve mevzuatçıyız.
■ Çekingeniz.
SADECE KONUŞMAK
■ İletişimden anladığımız sadece konuşmak, dinlemeyi bilmiyoruz.
■ Anlaşılamayanın, yanlış anlaşılanın hep biz olduğumuzu ve
karşımızdakilerin bizi anlamadıklarını düşünüyoruz.
■ Kolay vazgeçiyoruz.
■ Çekişmeyi, itişip kakışmayı seviyoruz.
■ Sorgulayıcı değil, pasifist davranıyoruz.
■ Kurallara göre oynamak yerine, kuralları kendimize uydurmaya
çalışıyoruz.
■ İlke ve değerlere önem vermeden tutarsızlığı benimsiyoruz.
■ İşbirliğine çok açık değiliz.
BAŞARIYI ÇEKEMİYORUZ
■ Birbirimizi, başkalarının başarısını çekemiyoruz.
■ Söylemiyor, söyleniyoruz; dedikodu yapmayı seviyoruz.
■ Araçlarla amaçlarımızı birbirine karıştırıyoruz.
■ Duygusal bir toplumuz, fakat duygularımızı yönetemiyoruz.
■ "Biz" yerine, "Ben"leri daha önce çıkarıyoruz.
■ "Nasıl olur" sorusu yerine, "Neden olmaz?" sorusuna cevaplar
arıyoruz.
UNVANA SAKLANIYORUZ
■ Bilgiyi saklıyor, paylaşmıyoruz.
■ Unvanımıza, makamımız güç katmak yerine onun gücünün arkasına
saklanıyoruz.
■ Unvana, pozisyona, rütbeye, diplomya çok önem veriyoruz.
■ Hatalara karşı savunmacı bir yaklaşım içinde direnç gösteriyoruz.
■ Öğrenmeyi okulla sınırlı görüyoruz.
■ Zamanımızı organize edemiyor, organize olamıyoruz. |